🦎 Insan Başıboş Bırakılacağını Mı Sanır Ayeti Anlamı
Kıyame 3 : İnsan, kendisinin kemiklerini bir araya getiremeyeceğimizi mi sanır? Kıyame 36 : İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder. Muminun 72 : Ey Muhammed! Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun (da inanmıyorlar)? Rabbinin vergisi daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
Elmalılıorijinal 75:36. Sanır mı insan muhmel bırakıla [DİPNOT 15] Yani, yaptıklarından dolayı ahlaken sorumlu tutulmadan.
demeninhiç bir anlamı yoktur. ;-başıboş bırakılacağını mı sanır. ( Kıyamet/36 ) Yüce Mevla’m yukarıdaki ayeti kerimesinde bizlere kadın ve erkek olarak şöyle hitap etmektedir. “Sizler başıboş bırakılacağınızı mı zannediyorsunuz?” buyurmaktadır. - Erkek olmakla veya kadın olmakla
1day agoKureyş Suresi'nin okunuşu ve anlamı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler araştırmalara başladı. Kureyş Suresi, kutsal kitabımız Kur'an-ı Kerim'in 106. suresi olarak bilinir. 4
Türkçe’de anlamı: İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? Talya Talya daha doğrusu Thalia Yunan mitolojisinde bir tanrıça. Bir Müslümanım çocuğuna koyduğu isimin Islam dinine uygun olması gerekiyor.
Vebütün bunlar arasında, tekrar tekrar, şu soru sorulur: ‘İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? ‘ Cevap bellidir. En küçük bir sineği bile birçok hikmetle yaratan, insanı elbette başıboş bırakacak değildir. Kâinatı şeriksiz ve nazirsiz idare eden, elbette insanı başka ellere teslim etmeyecektir.
Kıyamet suresinin konusu ve anlamı hakkında bilgi. Kıyamet Suresi Hakkında Bilgi. Kıyamet Suresi; Kuran-ı Kerim’ in 75. sûresidir. 40 ayetten oluşur. Mekke’de inmiştir. Kıyamet sözcüğü Arapça’da “ayağa kalkma, dirilme” anlamına gelir. Sûrenin birinci ayeti bu sözcükle başladığından sûreye bu ad verilmiştir.
‘’İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!’’ (Kıyame sûresi, 36. âyet) buyurmaktadır. Bu sebeple her insan, imtihanlarla dolu bir ömür geçirdiğini, dünya ve âhiret saadetinin bu imtihanlara bağlı olduğunu bilmeli ve Allah’a gerçek mânâda kul olmaya gayret etmelidir. Alınacak Dersler: 1.
"Başıboş yaratıldım, hayat buradan ibarettir" diyen kişinin hesaba katmadığı bir sürprizle karşılaşacağı kesindir. Kur'an bunu hatırlatıyor ki, insan ahirette bilmiyordum diyemesin.
11UYsw.
Kötü anlamlı veya anlamı yanlış bilinen isimlerecrin,aleyna,irem,ceylinKötü anlamli veya anlami yanlış bilinen o kadar isim var ki.. bu konuya deginmek istedim. İşte o isimlerden bir kaç tanesiAleyna … Çocuklarına Kuran-i Kerim’de geçen bir isim koyma telaşında olan anne ve babalar, tercihlerini bazen Aleyna isminden yana kullanıyorlar. Aleyna her ne kadar Kuran’da geçsede, anlamsız bir isimdir! Kuran’da geçen her kelime isim olarak kullanılmaz. Aleyna gibi bize ait, bizim üzerimize, bize anlamına gelen saçma bir kelimeyide isim olarak koymakta bu yüzden mantıksız. Araplar Aleyna kelimesini zaten isim olarak kullanmıyorlar. Peki biz neden kullanıyoruz? Sadece kulağa hoş geldiği için mi? Koyduğunuz ismin Kuran’da geçmesine gerek yok, güzel anlamlı olması yeterlidir. Aleyna bu tarife uymadığı için koyulması geçtiği ayet إِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدَى İnne aleynâ lel hudâ Türkçe’de anlamı Şüphesiz, bize ait olan, yol internette dolaşan manaları ise esenlik, Allah’ın iyi kulları,’. Fakat Aleyna kesinlikle esenlik’ veya Allah’ın iyi kulları’ anlamına gelmez! Bu anlamların nereden uyduruldugun açıklamak istiyorum. Arapların Esselâmü aleyna ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn’ diye bir sözleri vardır. Esenlik üzerimize ve Allah’ın bütün iyi kulları üzerine olsun’ Anlam Şarap, içki, da Bade’nin anlami anlasiliyor zaten güzeli Tek tek basaraktan Bade süzerekten Inci dizerekten Gel canım gel aman2. Ercişli Emrah – Bade İçerler Nazınan Bade içerler nazınan Sohbet ederler sazınan Kırk ince belli kızınan Selvi han bağdadır – Aşk Olmayınca Bade İçilmez Aşk olmayınca bade içilmez İçip içip nazlı yardan geçilmez Açılır çiçekler gönül açılmaz Ne değniyo’n dört yanını tor gibi gibi vs. Çoğu sitede Belinay’in anlamı Peygamber Çiçeği’ olarak belirtilmiştir, fakat bu kesinlikle yanlıştır. Belinay Peygamber Çiçeği’ anlamına gelmeyen ve Kuran-i-Kerim’de yer almayan bir isimdir!Kuran Arapça yazıldığı için Kuran’da geçen her kelimenin, her ismin kökeni Arapçadır. Fakat Belinay’ın kökeni Türkçedir. Burdan anlaşıldığı gibi bu ismin Kuran’da geçmesi imkansız. Belinay aynı Selenay,Sevilay ve Doğanay gibi birleşik bir isim. Sevilay ismini örnek olarak alıyorum. Sevilay sevilen ay, ay gibi sevil’ anlamına gelir. Belinay ise belinmek+ay kelimelerinden birleştirilmiştir. Eski bir kelime olan belinmek’, bölünmek’ anlamına yüzden Belinay da belinen ay, bölünen ay, ay gibi belin, ay gibi bölün’ anlamını Peygamber Efendimiz”in, güzel manalı olan bazı isimleri daha güzeliyle değiştirdiği de olmuştur. Mesela Peygamberimiz, “iyi insan, kusursuz kimse, günahsız” anlamına gelen Berre/Berra ismini Zeynep”e çevirmiştir. Bu ismi taşıyanın zihninde, kendini beğenme gibi bir mana oluşabilir. Bu da ismi taşıyan kişinin karakterini olumsuz yönde Internette yazan anlami Cenneti müjdeleyen melek Gerçek anlami eski bir kızılderili dilinde bereket yüklü bulut’Cemre Peygamberimiz bazı isimleri anlamlarının kötülüğünden dolayı değiştirirken ateş parçası manasına gelen Cemre’yi de güzel kız manasına gelen Cemile’yle Çoğu yerde Ceylin’in anlamı Cennet kapısı’ olarak belirtilmiştir. Fakat Ceylin Kuran-ı-Kerim’de geçmeyen ve Cennet kapısı’ anlamına gelmeyen bir isimdir! Cennetin sekiz kapısı vardır Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka, Hac, Af, Eymen ve Zikir-İlim kapısı. Gördüğünüz gibi Ceylin bu kapılar arasında yer almıyor. Ceylin Ingiliz bir isim olan Jaylin’in Türkçeleştirilmiş halidir. Jaylin sakin’ manasına gelen bir isimdir. Ceylin veya Jaylin ismini koymak bir Müslüman için uygun değildir. Ceyl Farsçada yengeç’ demek. Ceylin’in baska bir anlami yengeç Bu aralar popüler olan Ecrin’in anlamı çoğu yerde Allah’ın hediyesi’ olarak geçiyor. Fakat Ecrin’in anlamı Allah’ın hediyesi’ değil! Ecrin isminin kökeni Arapça olan ecr’ kelimesinden gelir. Ecr ücur, ücret’ demektir, ve Ecrin de ücret’ demektir. Ücret kelimesini ecret’ olarakta yazabiliriz, ama bu kelimenin telaffuzu daha zor olduğu için tercih edilmiyor. Değerli hocamız Nihat Hatipoğlu da programında Ecrin ismi hakkındaki gerçekleri Kuran’da geçtigi ayet قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ Kul mâ es’elukum aleyhi min ecrin ve mâ ene minel mutekellifînmutekellifîne Türkçe’de anlamı De ki Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ve ben olduğundan başka türlü görünenlerden de Internette yazan Cennetteki bir meyve ağacı’ anlami kesinlikle yanliş! Eflal Yara, zarar, bozukluk’ Eflin’in anlami çogu sitede Cennet kapisi’ olarak geçiyor, fakat bu kesinlikle dogru degil. 8 Cennet kapisi var, isimleri söyle Salat, Cihad, Reyyan, Sadaka, Hac, Af, Eymen, Zikir-ilim Efl Farsçada Gurub etmek, batmak’ demektir. Eflin bu kelimeden Internette Efnan’ın anlamı Cennetteki güzel gözlü kız’ olarak belirtilmiş. Bu biçilen anlam tamamen yalandan ibarettir. Efnan Cennetteki güzel gözlü kız’ anlamına gelmez! Efnan Arapça bir kelime olan Afnan’ın Tùrkçe karşılığıdır. Efnan’ın Afnan’ın anlamı ince dallar,çeşitler, şubeler’.Efra Anlam gücü olmayan adam. Boş dolaşan kişi. vesveseli adam. 3. Başının saçı tamam olan kimseEfra Alper Tunga’nın lakabı değildir, Efrasiyap Alper Tunga’nın lakabıdırEfsa Efsa’nın anlamı çoğu sitede Cennet ırmağı’ olarak geçiyor. Cennete dört ırmak var Tesnim, Selsebil, Kevser ve Kafur. Gördüğünuz gibi Efsa Cennet ırmaklarından biri değil! Bu ortaya biçilmiş anlam kim tarafından uyduruldu, çok merak ediyorum.. Efsa Farsça olan afsūn kelimesinden gelir. Afsūn Türkçemize Efsun olarak geçmiştir ve sihir, büyü,hile, ’ gibi anlamlar taşır. Efsa ise sihirbaz, büyücü, hileci’ demektir. Her ne kadar kulağa hoş gelse de, Efsa koyulmaması gereken bir isim. Sihir, büyü ve hile gibi olaylar İslamiyetçe men’edilmiş ve büyük günahlardan Anlam 1. Sihir, büyü, üfürük 2. Sihirbazların tuzağı 3. Hile ile yapılan kötü işler Efsun İslâmiyetçe men’edilmiş ve büyük günâhlardan sayılmıştır.Eliz Anlam 1. Tekme, çifte 2. Sıçrama 3. El iziElvin Renkler, rengarenk, renkli, gökkuşağının renkleri’ demek. Internette biçilen Cennet çiceği’anlami kesinlikle doğru değil!Esila Çoğu anne ve baba isim koyarken iki şeye dikkat ediyor kulağa hoş gelmesine ve Kuran-i-Kerim’de geçmesine. Bu yüzden son zamanlarda Esila ismi ön planda. Fakat Esila Asila’yla karıştırılıyor. Asila Kuran’da geçen ve akşam’ anlamına gelen bir kelimedir. Araplar Asila kelimesini isim olarak kullanmıyorlar. Esila ise Kuran’da geçmeyen ve anlamsız olan bir isimdir!Asila’nın geçtiği ayet وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا Vezkurisme rabbike bukreten ve asîlâ Türkçe’de anlamı Sabah akşam Rabbinin adını anIkra Anlam 1.Oku’ diye emretmek 2. Selam göndermek 3. Kiraya vermekIrem Irem = Cennet bahçesi. Evet, lk okuyuşta iyi güzel gibi gözükse de değildir aslında! Irem, Allahın sevmediği yalan Cennettir. Allah’a isyan ederek Cennet’e benzetmek iddiasiyle İrem bağını yaptırmış, bu bağdaki köşke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba uğramış, çarpılmış. Allahın gazabına uğramış bir yerin ismini koymak hiç doğru Isra Kuran-ı-Kerim’in 17. suresi. Resulullah’ın Kur’an-ı Kerim’den sonra en büyük mucizesi olan Hz. Peygamberimiz’in miraç gecesi anlatıldğı bu sure Türkçemize Esra’ olarak geçmiştir. Orjinal bir isim arayışında olan anne ve babalar kızlarına bazen Isra ismini veriyorlar. Isra’nın Araplar tarafından kullanılan bir isim olması bu tercihin sebebi olabilir. Ama atladıkları bir nokta var Evet, Araplar bu isimi Isra olarak yazıyor, fakat Esra olarak telaffuz ediliyor! Yazıldığından farklı okunan bir fonetik yapıya sahip olan bir isim son derece zor olduğu için de zaten biz Türkler hem Esra yazıyoruz hem de Esra olarak telaffuz ediyoruz. Isra ismini kızlarına koyan Türkler ise bu isimi Isra’ olarak telaffuz ediyorlar, bu yanlıştır. Esra aynı zamanda Isra’dan daha fazla anlama sahip olan bir isimdir, asma filizi, Tanrı’nın yardımı, çol çiçegi, çok çabuk’ gibi. Esra Isra’ya tercih edilmesi gereken bir isimdir. Furqan ve Maida sureleri yerine nasıl Furkan ve Maide’yi kullanıyorsak, Isra’ nın yerine de Esra Jülide Farsça bir kelimedir ve dağınık, perişan, karma karışık’ Anlam mitojisinde adı geçen ölüm perisi. Sır tutamadıgı için dili kesilmiştir. Lina isminin Türkçe yazılışı budur Line. Nasıl Aisha’nın yerine Ayşe, Mohammed’in yerine Muhammed/t, Khadija’nın yerine Hatice koyuyorsak, Lina’nın yerine de Line koymamiz lazim. Line Kuran-ı Kerim’in 59. suresi olan Haşr Suresinde geçiyor ve hurma ağacı’ anlamına Melis Melisa’nin kisaltılmışı sanılıyor çoğu zaman. Bu yüzden Yunan mitolojisinde geçen bir rahibenin adı, Bir tür kokulu bitki, bal, sevgili’ gibi anlamlar yaziliyor Melis için, fakat bu anlamlar Melisa’nin anlamlari.. Melis’in degil! Gerçek anlam 1. Şişman ve tenbel olan kişi 2. Bir şeyi şiddetle tutmakMerza Merza’nın sitelerde yazan anlamı Meleklerin kraliçesi’.. Fakat Merza mariz’ kelimesinden gelir ve hastalıklar, illetler, hastalar’ anlamına gelir!Minel Çoğu sitede Minel’in anlamı Cennetteki inci tanesi olarak geçiyor. Bu anlamı okuduğumda resmen şok oldum.. Minel kesinlikle Cennetteki inci tanesi’ değildir! Bu anlamı maalesef bir kaç şahıs tarafından uydurulmuştur. Minel Kuran-i Kerim’de geçen, fakat tek başına hiç bir ifade etmeyen bir kelimedir! Minel kelimesinin anlamını anlamak için bir kaç örnek tane cümle Ben böceklerden korkmuyorum’ ve Bu Allah’tan gelen bir iyilik’. Bu cümlülerdeki den’ ve tan’, Minel’in Arapçadaki manasıdır. Yani Minel’in bizim tarafimizdan isim olarak konulması son derece komik ve anlamını anlamsızlığını anlamak için size Minel’in geçtigi bir ayeti sunuyorum بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ Berâetun minallâhi ve resûlihî ilellezîne âhedtum minel muşrikîn. Türkçede anlamı Müşriklerden, ahd aldığınız kimselere Allah’tan ve O’nun resûlünden bir Nilda son zamanlarda hakkında en çok soru aldığım isimlerden biri. Bazı sitelerde Nilda’nın anlamı Cennet kapısındaki meleklerden birinin adı’ olarak geçiyor. Nilda her ne kadar kulağa hoş gelen bir isim olsa da, anlamı bu değil…Nilda Ispanyol/Italyan kökenli bir isimdir ve savaşa hazır olan kadın, kadın asker’ gibi anlamlar taşır. Iddia edildiği gibi Cennet kapısında bir melek değil!Nira Nira Ibranice bir isim ve dokuma tezgâhı’ demektir. Internette yazan anlami ise Ancak rüyada karşılaşılabilen nadide güzel’. Bu anlam uydurulmuş bir anlam tabii…Sanem Anlam 1. Kâfirlerin, önünde ibadet ettikleri heykel, put. 2. Çok güzel olanSare Anlam 1. Susuzluk 2. Cemaat, topluluk 3. Ihtiyaç 4. Oldu Sare Hz. İbrahim’in birinci hanımının ismi değildir, Sara’dır oSelcen Internetteki bazi isim sözlüklerinden anlami Cennetteki kuş ve çiçek ismi’ olarak geçiyor, fakat bu anlam dogru degil! Selcen ruhu güçlü, kuvvetli olan’ Bu isimin internette yazan anlami Cennette açan çicek. Fakat Sidelya ismi Kuran’da geçmeyen bir isimdir. Bu isimin kökeni Latincedir ve yıldız çiçeği’ anlamına Anlam 1. Ezilmiş, dövülmüş,sürülmüş 2. Terleyen 3. Boyalı, sürmeliSuden Bazı insanlar yaratıcılıkta sınır tanımıyor. Suden’in anlamı bazı sitelerde Peygamber efendimizin Cennetteki en çok sevdiği ağaç’ olarak belirtilmiş. Fakat Suden kesinlikle Hz. Peygamberimiz’in Cennetteki en sevdiği ağaç değil! Kuran’da her geçen kelimenin isim olarak konulmaması gerektiğinin en iyi örneklerden biri Suden kelimesidir. Evet, Suden Kuran’da geçiyor, ama başıboş, sorumsuz’ gibi kötü bir anlam taşıyor. Bu yüzden Suden önerilmeyen bir geçtigi bir ayet أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَنْ يُتْرَكَ سُدًى E yahsebul’insânu en yutreke suden Türkçe’de anlamı İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır?Talya Talya, daha doğrusu Thalia, Yunan mitolojisinde bir tanrıça. Bir Müslümanım çocuğuna koyduğu isimin Islam dinine uygun olması gerekiyor. Talya hem başka bir dinin tanrıçası olduğu için hem de Allahın tek olduğunu inkar ettigi için , Islam’a uygun olmayan bir isimdir! Talya Talia ismiyle ayni anlama gelmezTuana Tuana’nın anlamı çogu insan tarafından beğeniliyor, çünkü bu ismin anlamını Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası’ sanıyorlar. Fakat Tuana Cennet bahçesine düşen ilk yağmur damlası’ anlamına gelmiyor! Kuran-i Kerim’in Arapça yazıldığını herkes biliyor. Tuana ise Arapça kökenli bir isim olmadığı için Kuran’da geçemez ve cennet ile ilgili bir anlam taşıyamaz! Tuana’nın gerçek anlamları ay ışığı, güçlü, kuvvetli’.
Cenab-ı Allah, hiç kıymeti olmayan topraktan, ilahî ışıkları sâmedânî nurları taşıyan, şehvet ve gazabına rağmen, lisanında tevhid, kalbinde irfan nuru bulunan, bu hususiyetleriyle Allah'ın rahmet ve cömertliğinin delili olan bir varlık yaratmak istedi.1 Bunu meleklerine "Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım." Bakara, 30 diyerek haber verdi. Melekler "Halife ne demektir ya Rabbi? dediklerinde, onlara "Yeryüzünde fesat çıkaran, hasedleşen, biri birini öldüren bir soyun sahibidir" demişti2. Melekler de "Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan, eksiklerden tenzih edip dururken, yeryüzünde bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın?" demişlerdi Bakara, 30. Allah Teala yaratacağı halifesindeki ilahî ışık tarafını îma ederek "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" demişti. Yeryüzünde Allah'ın halifesi olma şerefîne eren insanlar. Rablarının kendilerine verdiği mahdut salahiyeti Allah adına, Allah' ın onlardan istediği şekilde yerine getirmekle mükellef tutuldu3. Bu mükellefiyetin adına en geniş manasıyla ibadet denildi "Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" Zariyat, 56. Yani ibadet etmeye müsait bir halde, ibadete elverişli bir şekilde yarattım4. Peygamberimiz "Dünya tatlı bir yeşilliktir Allah Teala sizin ne yapacağınızı görmek için, sizi halife olarak bu dünyaya göndermiştir5. diyerek hilafet ile ibadet arasındaki irtibatı işaret ederken, Allah Teala da "O Allah, sizi yeryüzünün halifeleri yapan, sizi imtihan etmek için kiminizi derecelerle kiminizin üstüne çıkarandır" En'am, 165, "O, hanginizin amelinin, hal ve hareketlerinin daha güzel olacağı hususunda sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yaratandır" Hüd, 7, "O, hanginizin daha güzel amel ibadet edeceğini imtihan etmek için ölümü de hayatı da takdir edip yaratandır" Mülk,2 derken hilafetle imtihan arasındaki sıkı irtibatı haber vermiştir. Bu bitmeyen bir imtihandır. Bütün hayat boyu devam eden, ancak ölüm ile son bulan bir imtihandır. Kıyamete kadar da böyle devam edip gidecektir. Çünkü dünya bunun için yaratılmıştır; imtihan meydanıdır rahat ve istirahat yeri değildir istirahat ve rahat yeri ahirettir. İnsan ancak ahirette huzura kavuşabilir. İmtihan, ona gereken hilkatin mevcudiyetini ister5. Cenab-ı Allah bunun için onu imtihan anlama vasıtalarıyla techîz etmiştir6. "Hakıykat biz insanı biri biriyle karışık bir damla sudan yarattık. Onu, imtihan etmek için işitici ve görücü yaptık. insan, 2 Allah Teala, insanı zahirî ve batınî teçhizatla donattıktan sonra, ona, hidayet ve dalalet, hayır ve şer yollarını, necat ve helak sebeplerini beyan etmek için7 peygamberleri vasıtasıyla kitaplar göndererek imtihanın mevcudiyetini ve sınırlarını gösterdi. Bundan sonra iş insana kalıyor"... İster şükredici olsun, isterse nankör olsun." İnsan, 3 İmtihan önce îman babında olur. Bu husustaki muvaffakiyet, yani insanın şükür ve îman yolunu tercîh ederek, bunu başarması imtihanın nihayeti değildir. "İnsanlar! inandık' demeleriyle, bırakılacaklarını ve imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar." Ankebut, 2 Halbuki "Mümin olan erkek ve kadın Allah'a kavuşana ve üzerlerinde hiç hata kalmayana kadar, malı, nefsi ve evladı hususlarında belalardan kurtulamaz.8." Kim bu imtihana razı olmaz ve bunu çok bulursa Allah'a savaş açmış olur insan fitnelerle, belalarla başbaşa kaldığında inançlarında dirayeti, taviz vermeden her türlü imtihandan halis kalple çıkması lazım ki "Ey iman edenler, Allah'a, O'nun peygamberine ve gerek o peygamberine ayet ayet indirdiği kitabı Kur'an'a, gerek daha evvel indirdiği kitaplara imanda sebat edin." Nisa, 136 Ayetindeki emri ilahiye uymuş sayılsın. İnsanların îmanları hususunda, çeşitli fitnelerle karşı karşıya bırakılarak imtihana tabî tutulmaları değişmez bir esas, ilahî bir kanundur9. Bu imtihan, müminlerin batıl yolların sahipleri tarafından işkencelere maruz bırakılması, zulüm erbabına karşı çıkacak güçten yoksun olmaları gibi hallerle olabileceği gibi, bunlardan daha ağır olarak şehvet ve nefis fitneleriyle de olurl0. Hicretler, vatandan sürülmeler, düşmanlara karşı cihad ve benzeri gerçekten meşakkatli mükellefiyetler, fakr-u zaruret, kıtlık, canlara ve mallara gelen musibetler hep sabırları, îmandaki sebatı yoklamak, muhlis olanı, muhlis olmayandan ayırdetmek içindir11. Kur'an-ı Kerim bu bitmeyen imtihanı bela, ibtila fitne kelimeleriyle haber verir. îlk iki kelime "imtihan ve tecrübe etmek" manasına, hem hayırlar verilerek, hem serler verilerek yapılan imtihanlar için kullanırlar12. "Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de ibtila ediyoruz"Enbiya, 35/A'raf, 168 ayeti bunu açıkça göstermektedir. îmtihana tabî tutulan için, bu, hayır olsun şer olsun, bir mihnet demek olduğu için, ibtila daha ziyade meşakkatli şeyler için kullanılmıştır13. Bunun için Kuran'da imtihan vesilesine çokça "musîbet" denilir ve insanın malı, canı ve ailesine isabet eden, hoşnut olmadığı her bir şey manasında kullanılır. Hoşnutsuzluğu az olsun çok olsun değişmez. Hatta, ayağına diken batması, sivri sineğin onu ısırması, terliğinin ayakkabısının kayışının kopması, lambasının sönüvermesi hep birer musibettir, imtihan vesilesidir. Resülullah şu veciz hadisleriyle beyan buyurmuşlardır "Mümine eziyet veren her şey onun için bir musibettir ve eğer bunlara sabrederse ecri vardır.14." İman, muhafazası gereken hassas ve kıymetli bir emanettir. Onu muhafaza sabırla, cihadla tahammülle ve devamlı üzerine titreyip gayret etmekle olur. "inandık" demekle iş bitmez. Bir anlık neşemizin hemen peşi sıra uzun üzüntüler yaşıyoruz. Niçin!? Çünkü insanlar, ömürler boyu sürecek, insanlık var olduğu müddetçe devam edecek "bitmeyen bir imtihan" dadır. Kim imtihan dünyasını, rahat alemiyle karıştırır ve burada huzurlu olmak isterse yanılır. Kim bu imtihana razı olmaz ve bunu çok bulursa Allah'a savaş açmış olur. Bu da zavallı güçsüz bir varlık olan insanın, Kadir-i Mutlak Allah'la savaşıdır ki çok gülünçtür. Aklı Selim sahibine düşen, içinde bulunduğu imtihanda başarılı olmaya çalışmaktır. Her insan başına gelenleri bu imtihan çerçevesinde tefekkür ederse kendi imtihanını rahatça müşahede edecek ve Rabbisinin onu yeryüzüne başıboş salıvermediğini, daima ilahî bir murakabe altında bulunduğunu görecektir "Yaa, sizi hakîkaten boş yere yarattığımızı ve sonunda bize döndürülmeyeceğinizi mi zannediyorsunuz!" Mümi-nün, 115 "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zannediyor!" Kıyame, 36 Eğer öyle zannediyorsanız hata ediyorsunuz. Dipnotlar 1 Kitabu'n-Nefs ve'r-Ruh ve Şerhu Kuvvahuma, Fahruddîn er-Razî, thk., M. Sagîr Hasan Masümî, İslamabat, 1388/1968, s. 10. 2 Tefsîru' Cafer et-Taberî, Bulak, 1323'den ofset, Darul-Ma'arif, ve Kahire, 1978, 1/157. 3 Tefhîmü'l-Kur'an, Mevdudî, trc. Halil Zafır, Hilal Yayınları, Ankara, trs., 4 Ruhu'l-Ma'anî, Şıhabuddîn Mahmud el-Alüsî, Daru îhya-i Turasi'ı-'Arabıyye, Beyrut, trs., 27/20-21. 5 Fathu'l-Kadîr, Muhmmed, b. Ali. eşr Şevkanî, el-Kahire, 1964, 3/324. 6 Fi Zılali'l-Kur'an, Seyyid Kutub, Darul-'Arabıyye, Beyrut, trs., 7 et-Tefsîru'1-Kebîr, Fahruddîn er-Razî, el-Matbaatu'1-Behiyyetu'l-Mısriyye'-den, Daru'1-Kütübi'l-ilmiyye, Tahran, trs., 30/237. 8 es-Sünen, îmam Tirmizî, thk. Şakir ve arkadaşları, Mısır, 1358, Zühd, 56 9 Fi Zılali'l-Kur'an, 20/105. 10 20/105-106. 11 el-Keşşaf, Carullah ez-Zemahşerî, Matbaatü Mustafa el-Babî, Mısır, 1395/1966'dan ofset, Daru'l-Ma'arif, Beyrut, trs., 3/195. 12 Tefsîru't-Taberî, 1/217. 13 Hak Dini Kur'an dili, M. Hamdı Yazır Elmalılı, 3. baskı, Eser Kitabevi, istanbul, 1970, 1/490. 14 Rühu'l-Ma'anî, 2/23
Dünyaya eşref-i mahlûkat olarak gönderilen insanın üç günlük dünya macerası Hayat diri olma, sağ olma, canlılık demektir. Bu yönüyle insanla sınırlı bir kavram değildir. Çünkü bitkiler de hayvanlar da tıpkı insanlar gibi canlıdır. Fakat benim ele almak istediğin bunlar değil. İnsan hayatından söz etmek istiyorum. Dünyaya eşref-i mahlûkat olarak gönderilen insanı ve onun üç günlük dünya macerasını enine boyuna ele alacağız Herkes az çok ayrı karakter özellikleri taşır. Bu nedenle kişilerin hayata bakışı da birbirinden farklılıklar gösterir. Bu, bir zenginlik de sayılabilir. Varoluşçuluk akımının temsilcilerinden Fransız yazar Sartre, kendisine hayatın ne olduğunu soranlara şu enteresan cevabı vermiş “Sen ne anlıyorsan odur.” Gerçekten de öyle değil midir? Bununla ilgili olarak eski zamanlarda yaşanmış ibretli bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum “Eski zamanların birinde bir adam hayatın anlamının ne olduğunu kendi kendine sormaya başlamış. Bulduğu hiçbir cevap ona yeterli gelmemiş ve başkalarına sormaya karar vermiş. Çok zorlu bir yolculuk sonunda zamanın bilgelerinden birinin yaşadığı bir eve ulaşmış adam. Kapıdan içeri girmiş ve bilgeye hayatın anlamının ne olduğunu sormuş... Bilge “Sana bunun cevabını söylerim ama önce bir sınavdan geçmen gerekiyor” demiş. Adam kabul etmiş... Bilge bir çay kaşığı vermiş adamın eline ve içine de silme bir şekilde zeytinyağı doldurmuş. “Şimdi çık ve bahçede bir tur at tekrar buraya gel... Yalnız dikkat et kaşıktaki zeytinyağı eksilmesin, eğer bir damla eksilirse kaybedersin.” diye de tembihlemiş. Adam, gözü çay kaşığında bahçeyi turlayıp gelmiş. Bilge bakmış… “Evet”, demiş “Kaşıkta yağ eksilmemiş, peki bahçe nasıldı!” Adam şaşkın... Ama demiş ben kaşıktan başka bir yere bakmadım ki... “Şimdi tekrar bahçeyi dolaşıyorsun, kaşık yine elinde olacak ama bahçeyi inceleyip gel, demiş bilge...” Adam tekrar bahçeye çıkmış, gördüğü güzelliklerle büyülenmiş, muhteşem bir bahçedeymiş çünkü... Geri geldiğinde bilge, adama “Bahçe nasıldı?” diye sormuş... Adam gördüğü güzellikler karşısında büyülendiğini anlatmış. Bilge gülümsemiş, “Ama kaşıkta hiç yağ kalmamış” demiş ve eklemiş “ -Hayat senin bakışınla anlam kazanır ya sadece bir noktayı görürsün hayatın akıp gider, sen farkına varmazsın... Ya da görebileceğin tüm güzelliklerin tam ortasında hayatı yaşarsın, akıp giden zamanın anlam kazanır... Hayatının anlamı senin bakışlarında gizli…” Hayatın ne olup ne olmadığını bu kısa hikâyeden daha güzel kim anlatabilir ki?... Bu hikâyecikte de görüldüğü gibi her şey bizim bakışımızda, hayatı ve nesneleri anlamlandırışımızda gizli… Zaman, mekân aynı olsa da onlara yüklenen anlam farklı olabilir. Onun içindir ki ne kadar insan varsa o kadar da bakış açısı ve anlayış vardır. Zira herkes hayata kendi penceresinden bakar. Kişinin ufku ne kadar darsa o kadar dar, ne kadar genişse o kadar geniş görür. Bunun yanında olumlu ve olumsuz yaşanmışlıklar da bu bakış açımıza yön verebilir. Karşılaşılan engeller kişileri yeni çözüm yolları aramaya zorlar. Bu da kişinin mücadele gücünü diri ve iri tutar. Hugh Walpole adlı düşünür dünyaya farklı bir yaklaşımda bulunarak şöyle diyor “Dünya düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir...” “Dünya; düşünenler için bir komedi, hissedenler için bir trajedidir.” Şüphesiz ki dünya, insanoğlu için ebedî kalınacak bir yer değildir. Bu dünya sonsuz hayatımızın ilk durağıdır. Yüce Allah bize belli bir ömür tayin etmiştir. Bunun süresi kişiye göre değişmekle birlikte asgarisi ve azamisi, üç aşağı beş yukarı, bellidir. Dünyaya gelişimiz bize sorulmadığı gibi, dünyadan gidişimiz de bize sorulmayacaktır. Bu hususta bize tercih hakkı verilmemiştir. Dünyanın geçici bir yaşam alanı, adeta bir durak olduğunda mutabıkız. Fakat ötesi konusunda her dinin kendi bakış açıları vardır. Müslümanlar dünyaya bir imtihan yeri gözüyle bakarlar. Burada yaşadıklarımızdan ahrette sorguya çekileceğiz. Yani Peygamberimizin deyimiyle “Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada ne ekerseniz ahrette onu biçersiniz.” Buradan da anlaşıldığı gibi İslâm’a göre, hayat ölümle bitmiyor ve dünya hayatı da sonsuz değildir. Dünya hayatı geçicidir, akabinde bizi ebedî bir hayat beklemektedir. Dünyayı büyük bir tiyatro sahnesine, insanları da bu tiyatronun oyuncularına benzetebiliriz. Herkes gelir rolünü oynar; oyun bitince alkışlarla sahneyi terk eder. Buna bakılırsa hayat bir oyun, bizler de bu büyük oyunun küçük aktörleriyiz. Önemli olan rolünü hakkıyla ve layıkıyla oynamaktır. İnsanın rolünün ne olduğunu Rabbimiz yüce Kur’an’ında belirtmektedir “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Zâriyât 56 Bu ayette dünyaya gönderiliş gayemiz Rabbimize kulluk etmek olarak belirtilmiştir. Bunun ne şekilde olacağı, nelerin yapılıp, nelerin yapılmayacağı ayetlerde ve hadislerde izah edilmiştir. Bu hususta önümüzde Hz. Muhammedsav gibi müşahhas bir örnek vardır. Kulun imtihan edilmediği zaman dilimi yoktur. Yaşadığımız her ân imtihandan ibarettir. Kulun imtihan edilmediği zaman dilimi yoktur. “İnsanlar iman ettik dedikten sonra, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” Ankebut 2 ayeti bu hakikati açıkça ortaya koymaktadır. Bunu görmemek basiret körlüğüdür. Bu şuurla yaşayanlar başlarına gelen iyi ve kötü halleri sükûnetle karşılarlar. Ruhlarını iman cilasıyla cilalayanlar, bela ve musibetlere karşı sabrederler, nimetlere de şükrederler. Alanın da verenin de Allah olduğunu bilip kullara boyun eğmezler; sadece Allah’a dayanırlar. İnsanlar başıboş değildir. Kulların Rabbi’yle bir ahdi vardır. Bu ahdin hiçbir zaman unutulmaması, bu şuurla hareket edilmesi gerekir. Allah bize “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda “Belâevet” demişiz “Hani Rabbin ezelde Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti. Onlar da Evet, şahit olduk ki Rabbimizsin’ demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.”Araf 172 Bazıları yaşamın sıkıcılığından şikâyet eder; her gün aynı şeyleri tekrar edip durmaktan yakınır. Fakat hayatı renklendirecek, içine heyecan katacak olan kişinin kendisidir. Dünyada her şey tekrardan ibarettir. Binlerce yıldan beri bu böyle... Sonbahar, kış, ilkbahar, yaz… Zaman değişse de dünyada âdetullahAllah’ın kanunları hiç değişmiyor. Ötesi bize kalmış. Hayatın renklerini biraz da yaşayanlar belirler. Dünyayı cennete de cehenneme de çevirmek bir noktaya kadar fertlerin elindedir. Kimi, kime şikâyet ediyoruz ki? Hayat her geçen gün akıp gidiyor avuçlarımızdan. Hayat bir nehir misalidir, bu nehirden akıp giden sular bir daha geri dönmüyor. Her geçen gün hayat akıp gidiyor avuçlarımızdan. Bu akışı engelleyemiyoruz. Gidenler de geri gelmiyor bir daha. Ellerimiz bomboş kalıyor. Sonra bir hüzün kasırgası sürüklüyor bizi yalçın kayalıklara. Yara bere oluyor hayallerimiz... Bir daha kendimizi toparlamaya zaman kalmıyor. Dünya üç günlüktür dostum… Dün, bugün, yarın… Dün geçti; yarının geleceği belli değil öyleyse bugünün kıymetini bil... Akıllı olan böyle düşünür ve dünyasını öylece şekillendirir. Çünkü yaşamın tekrarı yok; geçen geçmiştir. Bu filmi geriye almak da mümkün değil. O zaman bin düşün, bir yaşa! Attığın her adım hesaplı olsun. Çünkü bugünlerin hesabının sorulacağı o büyük gündemahşerde cevap vermek hiç de kolay olmayacaktır. Hayat hep durağan değildir. Hâlden hâle girer yaşam... Bazen durgun bir deniz gibi sakin, bazen bir kasırga gibi şiddetli, bazen çağlayanlar gibi berrak ve akışkan, bazen baharda açan güller gibi alımlı ve hoş kokuludur hayat… İyi ki de böyledir; yoksa çekilmezdi durağanlık sonsuza kadar... Diri kalmamız için şarttır değişim, gelişim ve hareket… Hareket berekettir; fakat eylemlerimiz hak ve hakikat dairesinin dışına çıkmamak şartıyla… Hayatı “doğup çoğalmak, ölüp yok olmak” diye tarif edenler haksızlık ediyorlar kendilerine ve bu eşsiz kâinatın mimarına… Bu kadar sıradan değildir yaşamak... Böyle olsaydı hayvandan farkı olur muydu biz insanların? Hem yok olmak da nereden çıktı? Dünyada hiçbir şey yok olmaz; her şey değişir ve dönüşür. Bakın gönüllerimizin tercümanı Yunus Emre bu hususta ne diyor “Ölümden ne korkarsın / Korkma ebedî varsın” Sonlu bir hayattan bu dünyadan sözde daha çok keyif almak için ahlakî sınırları zorlamak, bunun için sonsuz bir hayatı feda etmek akıllı insanların yapacağı iş değildir. Allah cümlemize sağlıklı bir ömür, salih ameller ve Emr-i Hak vaki olunca hayırlı bir ölüm nasip etsin. Unutulmamalıdır ki her nefiscan eninde sonunda ölümü tadacaktır. Ankebut 57
insan başıboş bırakılacağını mı sanır ayeti anlamı