🐭 Mü Min Suresi 115 Ayet Meali
nİsÂsuresİ 115. Ayetinin Transkripsiyonu ve Sade Meali ve men yuşâkıkı er resûle min ba'di mâ tebeyyene lehu el hudâ ve yettebi' gayra sebîli el mu'minîne nuvellı-hî mâ tevellâ ve nusli-hî cehenneme ve sâet masîran
23 Sure. Müminûn Suresi 115. Ayet Meali, Müminûn 115, 23:115. “Sizi boşuna yarattığımızı ve bize tekrar döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?”
Mümin Suresi Oku - Mü'min Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu (Diyanet Meali) #Mümin Suresi. Twitter Linkedin Flipboard Linki Kopyala Yazı Tipi. Haziran 29, 2021 14:18.
10 ayet: İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır. 11. ayet: Ki onlar Firdevs (cennetlerin)e de varis olacaklardır; içinde de ebedi olarak kalacaklardır. 12. ayet: Andolsun, Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık. 13. ayet: Sonra onu bir su damlası olarak, savunması sağlam bir karar yerine
Nisasuresi 115. ayet - Açık Kuran. Erhan Aktaş - Kerim Kur'an. Kendisine doğru yol belli olduktan sonra, her kim Resul'e karşı gelir, mü'minlerin yolundan başkasına yönelirse, onu saptığı yolda bırakırız. Onu Cehennem'e atarız.
Hayatın kendisi bir ayet.Gözümün gördüğü göremediği her şey birer ayet.Her gün yeni bir ayet.” Mü’min Suresi; Maide Suresi 5: 111-115
115. Kim de hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra Resûl’e muhalefet eder ve müminlerin yolunun dışında bir yola uyarsa, (batıl yolu ona süslü göstererek) onu yöneldiği yola havale eder ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası! (4/Nisâ, 115) 114. Ayet 116.
115 ayet. →. أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ. E fe hasibtüm ennema halaknaküm abesev ve enneküm ileyna la türceun. Kelime Meali Sayfada Göster. Diğer ayetlerdeki anlamını görmek için kelime köküne
Ayet- Türkçe Kuran Meali. Mü'minûn Suresi 115. Ayet. اَفَحَسِبْتُمْ اَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَاَنَّكُمْ اِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ 115. 115 . “Yoksa sizi, boşu boşuna/amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (23/Mü
qjEp7. Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. KâlaAllâhu innî munezziluhâ aleykums femen yekfur ba’du minkum fe-innî u’ażżibuhu ażâben lâ u’ażżibuhu ehaden mine-l’âlemîneAllah, onu size indireceğim ben, fakat bundan sonra içinizden kafir olanı öyle bir azapla azaplandıracağım ki demişti, alemler içinde hiçbir kimseyi o çeşit azaplandırmam. Allah CC şöyle buyurup "Şüphesiz Ben bunu size indireceğim. Ancak Artık bundan sonra sizden kim inkâr ve nankörlük ederse, Ben onu, gerçekten âlemlerden hiç kimseyi azaplandırmayacağım bir azapla, azaplandırıp cezalarını vereceğim" diye uyarıvermişti.Allah o'nun bu isteğine karşı şöyle buyurdu “Ben onu size şüphesiz indireceğim, ama bundan sonra içinizden kim, benden gelen gerçekleri örtbas ederse, kâinâtta kimseye yapmadığım azabı ona yapacağım.”Allah, "Size, sebeplerini-şartlarını oluşturarak o mükellef sofrayı çokca hazırlayıp indireceğim. Bundan sonra sizden kim kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek ört-bas edip inkârda ısrar eder, küfre saparsa, insanlardan hiçbir kimseye vermediğim cezayı onlara vereceğim." da şöyle dedi "Ben onu size indireceğim. Bundan sonra içinizden kim inkar ederse ben ona alemlerden hiç kimseye etmediğim şekilde azap edeceğim."Allah demişti ki 'Şüphesiz ben bunu size indireceğim. Artık sonra sizden kim inkâr ederse, ben onu gerçekten alemlerden hiç kimseyi azablandırmayacağım bir azabla azablandıracağım.'Allah buyurdu ki, ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse, artık onu, âlemlerden hiç bir kimseye yapmıyacağım bir azab ile dedi ki “Ben onu indireceğim. Ondan sonra sizden kim inkâr ederse, ona öyle bir azap vereceğim ki hiçbir insana o azabı vermiş da şöyle buyurdu “Şüphesiz ben onu size indireceğim, ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiçbir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim.”Allah buyurdu ki Ben sofrayı size indiririm, bundan sonra içinizden her kim kâfir olursa, âlemlerden kimseye yapmadığım azabı, ona yaparım»Allah buyurdu ki “Ben o sofrayı size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık onu kâinatta hiç kimseye yapmayacağım derecede cezalandırırım.”Allâh o vakit didi ki "Size mâide göndereceğim lâkin ândan sonra kürf idene öyle bir ’azâb ihzâr ideceğim ki ’âlemde hiç kimse böyle ’azâb görmemişdir."Allah, "Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim inkar ederse, dünyalarda kimseye azabetmiyeceğim şekilde ona azabedeceğim" dedi.*Allah da, “Ben onu size indireceğim. Ama ondan sonra sizden her kim inkâr ederse, artık ben ona kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim” da şöyle buyurdu Ben onu size şüphesiz indireceğim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, kâinatta hiç bir kimseye etmediğim azabı ona edeceğim!ALLAH, "Onu size indireceğim," dedi, "Kim artık bundan sonra inkar ederse, onu, hiç kimseye vermediğim bir azapla cezalandıracağım."Allah buyurdu ki" Ben onu size indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, ben ona âlemlerden hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım".Allah buyurdu ki ben onu sizlere elbette indiririm fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık oun âlemînden hiç birine yapmıyacağım bir azab ile ta'zib ederimAllah “Ben, üzerinize onu indireceğim. Ama ondan sonra sizden kim gerçeği yalanlayarak nankörlük ederse, âlemlerden hiç kimseyi azaplandırmadığım şekilde ona azap ederim.” dedi ki Ben onu sizin üzerinize şübhesiz indiriciyim. Artık ondan sonra içinizden kim nankörlük eder küfre döner se ben onu muhakkak ki kâinatdan hiç birini azablandırmayacağım bir azâb ile azâblandırırım ».“Allah 'Şübhesiz ki ben, onu size indirecek olanım.1 Fakat ondan sonra içinizden kim inkâr ederse, artık muhakkak ki ben, onu âlemlerden hiçbir kimseye etmeyeceğim bir azâb ile cezâlandırırım!' buyurmuştu.”1Rivâyete göre Hz. Îsâ as istenilen duâyı yapınca Havârîlerin gözleri önünde, iki bulut arasında bir sofra indirildi. Hz. Îsâ as ağlayarak “Yâ... Devamı..Allah dedi ki “Ben o sofrayı indireceğim, sofra indikten sonra, sizden kim inkâr ederse, âlemlerde şimdiye kadar hiçbir kimseye azap etmediğim kadar, inkâr edene azap ederim.”Allah buyurdu "İşte Ben onu size indireceğim. Artık ondan sonra içinizden herkim Allah’ı tanımazlık edecek olursa kimseye çektirmediğim azabı ona çektiririm."Allah buyurdu ki Onu size indireceğim. Artık ondan sonra sizlerden kim kâfir olursa ben onu âlemde hiçbir kimseye yapmadığım azap ile azap “Muhakkak ki Ben onu sizin üzerinize indiririm ama bundan sonra sizden kim inkâr ederse, hiç şüphesiz Ben, âlemlerde hiç kimseye etmeyeceğim bir azabı ona ederim” ³⁸ Bazı müfessirler, bu tehdit üzerine, böyle bir sofranın inmediği “Ben onu size indireceğim; bundan sonra içinizden kim küfre saparsa, âlemlerdekilerden hiç kimseye azap etmeyeceğim şekilde ona azap edeceğim” da buyurdu ki “Ben onu size göndermesine gönderirim fakat bundan sonra içinizden kim benim ayetlerimi inkâr ederse, dünyada hiç bir kimseye etmeyeceğim bir şekilde ona azap edeceğim!”Bu hatırlatmaları yaptıktan sonra, Hesap Gününe yeniden dönelimAllah -“Ben, onu size indireceğim. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse, ben ona, Âlemler’den hiç kimseye yapmayacağım bir azabı yaparım” " Onu gönderirim ama bundan böyle nankörlük edene kimselere tattırmadığım acıyı tattırırım."Allah da, "Ben onu size göndereceğim. Ama ondan sonra sizden her kim gönderdiğim ayetleri inkâr ederse; artık ben O’na kâinatta hiçbir kimseye etmeyeceğim azabı ederim!" demişti. Allah da şöyle demişti “Şüphesiz ki ben onu size indirebilirim; ama bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, âlemlerde kimseye etmediğim azabı ona ederim!”Allah da “Ben onu size Fakat bundan sonra içinizden kim inkâr ederse Ben ona kâinatta hiç kimseye etmediğim azabı ederim.” Bu "sofra"nın gönderilip, gönderilmediği konusunda sıhhatli bir bilgi yoktur. Sofranın gönderilmiş olması, âyetteki ifâdenin zahirine göre mümkündür... Devamı..Allah, “Şüphe yok ki” dedi, “Ben onu size [her zaman] gönderirim. ¹³⁸ Ve bu şekilde, hanginiz bundan sonra [bu] hakikati inkar ederse, bilin ki onu bu dünyada benzerine [daha] hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım!”138 İnnî münezziluhâ lafzen, “Ben onu gönderiyorum” ibaresindeki münezzil gramer kalıbı, sürekli tekrarlanan bir bağışa -ki bu sürekliliği parantez ... Devamı..Allah’ta buyurdu ki “Ben, onu size indiririm elbet; fakat bundan sonra sizden kim bu nimete nankörlük ederse, ben onu toplumlardan hiç kimseye reva görmediğim bir azaba çarptırırım. 5/112...114, 16/112Allah buyurdu ki “Ben onu size gönderebilirim; ancak ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse, iyi bilin ki onu akıllı varlıklar âleminde kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım!”[¹⁰⁰⁹][1009] el-’Âlemîn, “akıllı varlıkların tümüne” delâlet eder. Kelime daha sonra “bütün varlıkları” içine alacak şekilde anlam genişlemesine maruz kalmı... Devamı..Allah Teâlâ buyurdu ki Ben onu sizin üzerinize elbette indireceğim. Fakat sonra sizden kim küfre düşerse artık Ben âlemlerden hiçbir kimseyi tazib etmeyeceğim bir azap ile onu muazzep kılarım.»Allah buyurdu ki “Ben onu yukarıdan size indiririm, fakat bundan sonra her kim nankörlük edip kâfir olursa, onu dünyada hiç kimseye yapmayacağım derecede cezalandırırım. ”Allah buyurdu ki "Ben onu sizin üzerinize indireceğim, ama ondan sonra sizden kim inkar ederse ben ona dünyalarda hiç kimseye yapmayacağım azabı yaparım!"Allâh Te'âlâ Ben size o sofrayı inzâl iderim. Bundan sonra küfür idenleri, âlemlerden kimseyi o vecihle ta'zîb itmediğim bir 'azâb ile ta'zîb iylerim buyurdı. [¹][1] Havâriyyûnun talebi ve 'Îsâ 'aleyhisselâmın du'â ve niyâzı üzerine semâdan nâzil olan sofradan zengîn ve fakîr yediler. Ve bu mu'cizeye cümlesi ha... Devamı..Allah dedi ki "O sofrayı size indireceğim ama bundan sonra sizden kim görmezlikten gelirse kafirlik ederse ona öyle bir azap edeceğim ki o azabı bu âlemde kimseye yapmayacağım.”Allah da dedi ki-Ben, onu size indireceğim; fakat bundan sonra sizden kim inkar ederse, ben ona kainatta hiç kimseye yapmayacağım azabı “Ben onu size indireceğim,” buyurdu. “Lâkin bundan sonra sizden nankörlük eden olursa, onu da, şimdiye kadar dünyada kimseye vermediğim bir azapla cezalandırırım.”Allah dedi ki "Ben onu üzerinize indireceğim. Ama bundan sonra küfre sapanınıza öyle bir azapla azap edeceğim ki, âlemlerden hiç kimseye böyle bir azap yapmamışım."eyitti Tañrı “bayıķ ben indüriciven anı üzerüñüze. pes her kim kāfir ola śoñra sizden bayıķ ben 'aźāb eyleyem aña 'aźāb kim 'aźāb eylemeyem anuñ da hįç kimseye ' Taālā eyitdi Taḥḳīḳ men indüre‐men anı üstüñüze. Pes kim kāfir olsa sizden ol indükden ṣoñra, ben aña bir aẕāb iderem ki ol aẕābı hīç kimseyeeylemez‐men buyurdu “Mən onu sizə, əlbəttə, nazil edərəm. Lakin ondan sonra sizlərdən kim küfrə düşərsə, ona aləmlərdə olanlardan bəşər övladından, zəmanə əhlindən heç kəsə verməyəcəyim bir əzab verərəm!”Allah said Lo! I send it down for you. And whoso disbelieveth of you afterward, him surely will I punish with a punishment wherewith I have not punished any of My said "I will send it down unto you But if any of you after that resisteth faith, I will punish him with a penalty such as I have not inflicted on any one among all the peoples."828828 It is a wicked generation that asks for Signs and Miracles. Usually they are not vouchsafed. But where they are, the responsibility of those who a... Devamı..
❬ Önceki Sonraki ❭ Your browser doesn’t support HTML5 audio وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا Ve men yuşâkıkır resûle min ba’di mâ tebeyyene lehul hudâ ve yettebi’ gayre sebîlil mu’minîne nuvellıhî mâ tevellâ ve nuslihî cehennemcehenneme ve sâet masîrâmasîran. Kim, kendisine hidayet doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. Türkçesi Kökü Arapçası kim de وَمَنْ karşı gelir ش ق ق يُشَاقِقِ Elçi’ye ر س ل الرَّسُولَ مِنْ sonra ب ع د بَعْدِ مَا belli olduktan ب ي ن تَبَيَّنَ kendisine لَهُ doğru yol ه د ي الْهُدَىٰ ve uyarsa ت ب ع وَيَتَّبِعْ başkasına غ ي ر غَيْرَ yolundan س ب ل سَبِيلِ mü’minlerin ا م ن الْمُؤْمِنِينَ onu yöneltiriz و ل ي نُوَلِّهِ مَا döndüğü yola و ل ي تَوَلَّىٰ ve sokarız ص ل ي وَنُصْلِهِ cehenneme جَهَنَّمَ ne kötü س و ا وَسَاءَتْ bir gidiş yeridir ص ي ر مَصِيرًا Diyanet İşleri Başkanlığı Kim, kendisine hidayet doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. Diyanet Vakfı Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber´e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Kim de doğru, apaçık belli olduktan sonra peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu gittiği o yolda bırakır ve kendisini cehenneme boylatırız ki, o ne kötü gidiştir! Elmalılı Hamdi Yazır Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber´e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir. Ali Fikri Yavuz Her kim de, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harekette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Âhirette de kendisini cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir!... Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Her kim de kendisine hak tebeyyün ettikten sonra peygambere muhalefette bulunur ve mü´minler yolunun gayrısına giderse biz onu gittiğine bırakırız ve kendisine Cehennemi boylatırız ki o ne fena gidişdir Fizilal-il Kuran Kim bu yolu iyice tanıdıktan sonra, peygambere zıt düşer de müminlerin yolundan başka bir yola koyulursa, kendisini koyulduğu yolla baş başa bırakır, sonra da cehenneme atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir. Hasan Basri Çantay Kim kendisine doğru yol besbelli oldukdan sonra peygambere muhalefet eder, mü´minlerin yolundan başkasına uyub giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. Fakat ahiret de kendisini cehenneme koyarız. O, ne kötü bir yerdir! İbni Kesir Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, peygambere karşı gelir, mü´minlerin yolundan başakasına uyup giderse; onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası. Ömer Nasuhi Bilmen Her kim de kendisine doğru yol zahir olduktan sonra Peygamber´e muhalefet eder ve mü´minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu o takip ettiği yola sevkederiz ve onu cehenneme daldırırız. Ve ona ne fena bir gidilecek yer. Tefhim-ul Kuran Kim de kendisine ´dosdoğru yol´ apaçık belli olduktan sonra, peygambere muhalefet ederse ve mü´minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..
بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيمMüminun Suresi Mekke’de inen surelerin yetmiş dördüncüsüdür. Mü’minleri ebedîleştirmek, yaptıkları iyi işleri ve faziletleri yüceltmek için, bu sûreye Mü’minûn ismi verilmiştir. Surenin ana teması, Hz. Peygamber’in getirdiği mesajı kabul ve izlemeye çağrı olup, tüm sure bu tema çerçevesinde dönmekte ve buna yönelik örneklerle açıklanmaktadır. Şimdi konu dağılımını da yapıp, hızla devam edelim; 1-22 Müminlerin özellikleri ve mükafatları 23-54 Nuh kavmi ve yalanlamaları ve diğer kavimlerden örnekler 55-97 Müşriklerin inkarları, inkar edenlere ispatlar, ispatı kabul edenlere müjdeler ve inkarından sapmayanların azapları. 99-118 Sûr’un üflenmesi, ölümden sonrası ve insanların halleriSureye başlarken karşımıza çıkan ilk ayetler hemen hemen surenin atış noktası dediğimiz kısımları oluyor. Bu yüzden giriş ayetleri benim için önemli. Şimdi bu sureye baktığımızda karşımıza müminlerde aranan özelliklerin sıralandığını görüyoruz. Ayetleri nasılsa siz okudunuz ben direk yazarak geçeceğim; O müminler, namazlarını huşu içinde kılarlar, faydasız ve boş laflara takılmazlar, zekat vermek için çalışırlar, ırz ve namuslarını korurlar. Şimdi anlıyoruz ki, Kuran yani dolayısıyla Rabbimiz bizden bu kuralların üstünde durmamızı bekliyor. Yalnız bu ayetlerin peşine baya çarpıcı bir ayet geliyor ki, ben burada bunun yorumunu kesinlikle yapamam. Bir önceki ayette ırz ve namuslarını korurlar diyor, bir sonraki ayette de eşleri ve cariyeleri müstesna diyor. Ve ayetin sonunda da, çünkü bunlarla olan ilişkiler kınanmış değildir diyor. Bu ayetin yorumunu yapmak bana düşmez dedim, bu bazılarını araştırmaya itecek. Bazıları gidip Google’a yazacak ve çıkan sonuçlarda Allah bilir neler okuyacak. Ben ise size ufacık bir anımı anlatıp öyle devam etmek istiyorum. İlk defa meali tam anlamıyla anlayarak okuduğum zamanlardı, herhalde yaşım 16-17 falan. Bu ayetle ve Nur Suresindeki ayetlerle aklım karmakarışık olmuştu. Kadına bu kadar değer veren bir din nasıl olur da cariye meselesinde bu kadar esnek olabilirdi diye sinirleniyordum da. İşin aslı 20 yaşıma kadar da kimse beni cevap olarak tatmin edemedi. Allah şahit, inanmaktan ve Allah şüphesiz en iyisini bilir demekten asla geri durmadım. Bu ayetler beni inkara yahut ahmakça yorumlar yapmaya itmedi. Hiçbir zaman ’uf ne saçma ayet’’ demedim. Evet esnek buldum, evet şaşırdım evet sinirlendim ama haddi aşmadım. Allah haddi aşanları sevmez. Sonra bir gün annem beni zorla bir sohbete götürdü, zorla diyorum çünkü aynı saatlerde arkadaşlarımla Maltepe’de buluşacak ve dedikodu yapacaktık. Faydalı işle ne işim olur, ben gidip günaha batma derdindeyim. Neyse orta yolu bulduk 20 dakika sohbette kalıp çıkacağım dedik. İşte hani Allah kulunun samimiyetine inanırsa onun yüreğini kendi sarar derler ya o hesap. Hocamız, yani çocukluğumdan beri tanıdığım Zehra teyze başladı anlatmaya. Ve ilk cümlesi şu oldu ’Bugün size benim hiç anlamadığım bir ayeti anlatacağım ama nasıl anlatacağım bilmiyorum. İsterseniz önce mealini ve tefsirini okuyalım’’ Bunları dedikten hemen sonra da Müminun Suresi Nur Suresi 2-3-4 .ayeti ve Nur Suresi okudu. Tefsirlerini okudu. Örnek verilen hadisleri okudu. Kitaplardan alıntılar okudu. Ama kesinlikle şahsi bir yorum yapmadı. Biraz Hamdi Yazır, biraz Ömer Nasuhi, biraz Seyyid Kutup biraz hadisler derken arkadan bir soru geldi. ’E hocam bu kadar okuduk da biz hiç anlamadık, şimdi İslam cariye konusunda neden böyle’’ Soruyu duyunca kafamdan kaynar sular döküldü, çünkü Zehra teyze kişisel yorum yapmayacağı için bir 15 dakika daha kitap okuyabilirdi. Neyse ki benim son beş dakikam kalmıştı ve dolduğu gibi çıkacaktım. Ama hiç düşündüğüm gibi olmadı, Zehra teyze gözlerimin içine içine içine baka baka ’Vallahi hanımlar bu konuda hiçbir bilgim yok, ben de çok merak ediyorum. Hatta yarın ahirette Allah’ın huzuruna çıkarsam ilk bu soruyu sorup cevap isteyeceğim. İnşallah cevaplarımızı o gün alırız, bugün zaten alsak da ne önemi olacak. Diğer bir sürü konuya cevap aldık aldık aldık, ne oldu? Biz ilk 5 ayetteki özelliklere uyalım, ahirete saklayalım, nasılsa cariyemiz olmayacak, allah muhafaza cariye de olmayacağız, e ne düşünüyorsunuz bırakın tamam Allahtan daha mı iyi bileceğiz, öyle buyurmuş öyle olmuş’’ Şimdi direk böyle okuduğunuzda sıralı cümleler geldi ama, tam olarak böyle kurallı cümleler kurduğunu sanmıyorum. Devrik cümleleri toparladım, kafamda kalanları düzenledim ve size öyle yazdım. Ve o gün Zehra teyze cümlesini bitirdiğinde benim de 20 dakikam dolmuştu, o gün sohbet zaten sadece 20 dakika olmuştu. Ve o 20 dakika benim o günden sonra imanımı tazelemeyecek hiçbir meseleye kafa yormama kararı almama sebep olmuştu. Şimdi gidip istediğiniz alimin tefsirini okuyun, istediğini kadar sorularla boğuşun. Ama asla alacağınız cevap içinizi bu cevap kadar rahatlatmayacak kadar konuştuktan sonra da geçmek istiyorum. ’Yemin olsun ki, biz sizin üstünüze yedi yol yarattık’’ “Yedi yol” ile ne kastedildiği hususunda değişik görüşler vardır. Eski tefsirlerde bu ifade genellikle klasik astronomi tasavvurundaki yedi kat gök yani yedi kozmik sistem veya gezegenlerin yörüngeleri olarak yorumlanmıştır. Elmalılı, âyetin sonunda geçen bilgi ile alâkalı ifadeyle de bağlantı kurarak, kendisi buradaki “yedi yol”dan insandaki beş duyu ile akıl ve vahiy yollarının oluşturduğu yedi idrak yolunu anladığım belirtmektedir. İbn Âşûr’un da belirttiği, “yedi yol”u eskiden meşhur olan yedi gezegenin yörüngeleri kabul eden yorumdur. Buradaki yedi sayısının sınırlayıcı değil, çokluk bildirmek İçin kullanıldığı da düşünülebilir. Bu üç görüş arasında bana en uygun telen İbni Aşur’a ait olsa da Türk müfessirlerin Elmalılı ekseninde düşündüğünü de belirtmek isterim. Tabi ki bunlar tamamen varsayım, gerçek maksadı yalnız Allah bilir. Biraz daha ilerleyecek ve bizim aklımızın ereceği şeylere değineceğim. Mesela ’ Ve Turi Sina’da bir ağaç var ki, bu hem yağ hem de katık edecekleri bir yiyecek verir’’ İlk okuduğunuzda garip geliyor dimi. Bir ağaç, hem yağ olacak hem yemek. Tamam aslında o kadar da garip gelmiyordur herhalde. Zeytinden bahsediliyor burada, yani o zeytinin yağ olacağını bile söyleyen bir Kuran’a sahibiz. O açıdan açıklananları bi anlayıp uygulayalım da, sonra bu daha gizli daha içerikli olanlara ineriz konuyla birlikte Nuh Kavmine giriş yapacağız. Aslında çok da yapmayacağız çünkü kavimler meselesinde bunu konuşmuştuk. Kısaca hatırlatmak gerekirse, Nuh as kavminden çok bunalıyor ve allah ona bir gemi yapmasını emrediyor. Sonra da bu gemiye her canlıdan birer çift ve bir de bizim verdiğimiz isimleri koy ve hiçbir söz söylemeden git deniliyor. Nuh as’da bu emre itaat ediyor ve onlar gemiye çıktığında tüm kavim helak oluyor. Bu ayetlerden sonra isim vermeden bir kavimden daha bahsedilmiş ve şöyle denmiş; ’Sonra arkalarından bir nesil daha yarattık. Onlara peygamber gönderdik. Ve O onlara Allah kulluk edin, sizin başka ilahınız yoktur’’ dedi.’’ Bu ayette isim verilmeden bahsedilen kavimin kim olduğu yönünde ihtilaflı görüşler var. Eski müfessirlerin bir kısmı, bu âyetlerde İsmi verilmeden kendisinden söz edilen neslin Semûd kavmi ve onlara gönderiler peygamberin Salih aleyhisselâm olduğu kanaatindedirler. Çoğunluk tarafından ise bu neslin Âd kavmi, peygamberin de Hûd aleyhisselâm olduğu söylenmiştir. Bununla birlikte burada sözü edilen peygamberin davet ettiği tevhid ilkesi, esasen Kur’an’da adı geçen peygamberlerin gerçekleştirmeye çalıştıkları ortak davadır. Muhammed Esed’in, bu âyetlerde belli bir peygamber ve kavimden söz edilmediği, burada anlatılanların, “Allah’ın bütün peygamberlerine ve onların her birinin peygamber olarak yaşadıkları tecrübelerde tekrarlanan benzer çizgilere İlişkin genel bir atıf durumunda” olduğu şeklindeki görüşüne katılmak en güzelidir. Kavimler ve inkarları ve ispatları böyle devam ederken, ve o kavimlerin helakları bir daha anlatılırken son noktayı koyuyor; ’ Hiçbir ümmet ecelini ne geriye alabilir ne de erteleyebilir. Biz ardı ardına peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldi ancak onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsane yaptık. Artık iman etmeyen o kavimler defolsun.’’ Bu ayetle zaten konuyu daha net anlamak mümkün. Hemen peşinden sırayla Musa-Harun ve İsa-Meryem’den kısaca bahsediyor ama daha önce çok üzerinden geçtiğimiz için hızla geçtim. Ancak tüm peygamberleri kapsayan bir emir gelmiş; ’Ey peygamberler! Helal ve hoş şeylerden yeyin, güzel işler yapın. Bu ümmet tek ümmettir, ben de sizin Rabbinizim, benden korkun.’’Yeni konuya başlarken bu kısmın en geniş içerikli kısım olduğunu hatırlatmak isterim. Yalnız başlarken bu yazıyı kısa tutmam gerektiğini de hatırlatmak isterim. Bu kadar isteğin arasından hakkıyla çıkmayı da Rabbimden isterim. Haydi tekrar bismillah. başladığımız konuya, onunla devam edelim; ’Kendilerine verdiğimiz mal ve evlat ile biz onların hayırlarını mı istiyoruz sanıyorlar? Hayır, işin gerçeğini anlamıyorlar.’’ Subhanallah. Ne müthiş bir ayet ile tanıştığımızın farkında mısınız? Ayeti ilk etapta öz eleştiri yapabilmek için kullandık ama tabi ki bu ayet mekkeli müşrikler için indirilmiş. Mekke’de müşrikler sosyal ve ekonomik bakımdan müslümanlardan daha güçlüydüler; bunu doğru yolda olduklarının bir kanıtı sayıyor ve hep böyle gideceğini zannediyorlardı. Halbuki bu imkânlar onlar için bir İstidrâc idi, yani gerçeği görüp ona teslim olma niyetinde olmayanların günahlarını daha da arttıran bir belâ, bir musibet idi; fakat müşrikler ne bu gerçeğin ne de sonlarının gelmekte olduğunun farkına varabiliyorlardı. Nitekim kısa denebilecek bir zaman içinde Önce Medine’de, ardından da Mekke’de ve diğer belli başlı merkezlerde İslâm’ın hâkim olmasıyla birlikte eski düzenin İtibarlı müşrikleri mallarının ve evlâtlarının kendi acı akıbetlerini, tükenişlerini önleyemediğini görmüşlerdir. Yine peşpeşe gelip birbirini tamamlayan bir ayet grubumuz var ki, o da insanın içini ferahlatan cinsten; 57-61; ’Rablerine olan saygıdan dolayı titrereyenler; Rablerinin âyetlerine inananlar; Rablerine ortak tanımayanlar; Ve, Rablerine dönecekleri için yürekleri çarparak zekat verenler. İşte onlar, iyiliklere koşuşurlar ve iyilik için yarışırlar.’’ Bu ayet grubununda ’Yürekleri çarparak zekat verenler’’ifadesi bizim için önemli. Çünkü artık içten gelerek verilen zekat neredeyse yok gibi. Sadakalardan bahsetmiyorum bakın zekat başka bir şey. Hemen bilmeyenler için açıklık getirelim. Sadaka, zengin fakir ayrımı gözetmez, cebindeki paradan, elindeki ekmekten, evindeki eşyadan bir ihtiyacı olana vermek sadaka sayılabilir. Sadaka ömrü uzatır diye bir hadis vardı sanki. Sahih değilse bile sadaka malı bereketlendirir, buna eminim. Bir de zekat var, bu ise malı olanların, yani kısaca zenginlerin, mallarının belli bir bölümünü islami hesaplamalar ile belirlenen bölümünü bir ihtiyaç sahibine verir. Yalnız bu zekatın şartları var, birinci derece akrabalara verilmediğini gibi durumu araştırılarak verilmesi de önemli sayılabilir. Zekatın başka bir şey olduğunu açıkladığımıza göre ayete dönelim. Yürekleri çarparak ifadesi müminlerin korktuğu anlamına gelir. Peki zekat veren mümin neden korkar? Amellerinin kabul edilmemesiniden de korkarlar. Bu, mü’minlerin dördüncü sıfatıdır. Hasan-ı Basrî şöyle der “Mü’min, hem iyilik eder, hem de kabul edilmemesinden korkar; münafık ise hem kötülük eder, hem de kendini güven içinde hisseder. Onlar, hesap vermek üzere Rablerine döneceklerine inandıkları ve iyi amel ve itaatin şartlarını yerine getirmede kusur edebileceklerinden korktukları için kalpleri titrer. Rivayet olunduğuna göre Aişe bu mübarek âyeti Rasulullah sordu ve dedi ki “Onlar, yaptıklarını kalpleri titreyerek yaparlar” âyetindeki şahıslar, “Allah’tan korkarak zina edenler, hırsızlık yapanlar ve içki içenler mi?” Rasulullah ona şöyle cevap verdi “Hayır, ey Sıddîk’in kızı! Onlar, namaz kılan, oruç tutan ve zekatlarını verenlerdir. Bununla beraber onlar Yüce Allah’tan korkarlar.’’ İşte kendilerinde bu yüce sıfatları taşıyanlar, o suçlu kafirler değil, yüce dereceleri elde etmek için Allah’a itaatte yarışmlardır. O hayırlara layık olan ve onlar için yarışanlar da onlardır. Fahreddin Râzî şöyle der “Bilesin ki, bu sıfatlar son derece güzel tertip edilmişlerdir. Birinci sıfat, mü’minlerde, uygunsuz şeylerden sakınmayı gerektiren şiddetli korkunun meydana geldiğini, ikincisi, Allah’ın birliğine iman ettiklerini, Üçüncüsü, ibadetlerde gösteriş yapmadıklarını, dördüncü sıfat ise bu üç sıfatı taşıyanların, ibadetlerini, kusur ederim korkusu içerisinde yaptıklarını gösterir. İşte bu sıddîkların ulaştığı son makamdır. Allah, oraya ulaşmayı bize de nasip devamında Efendimiz’in müşriklere iman etmeye çağırması, onlara ayetler okuması, onların arkalarını dönüp gitmesi gibi konular anlatılmış ama ayetler çok açık olduğu için meallerinizden tekrar etmenizi rica edeceğim. Bir de değinip devam edelim istiyorum, burada ’ Yoksa sen onlardan ücret mi istiyorsunuz? Rabbinin ücreti senin için daha hayırlıdır’’ ifadesini hocalar para talep edemez olarak çevirenler var. Bu ayet Efendimiz için indiği düşünülürse bu kıyas biraz tehlikeli olabilir. Çünkü hocalık olsun imamlık olsun artık bir iş alanı ve insanlar bununla ailelerinin rızkını kazanıyor. Bu ayete dayanarak onların para talep etmesinin haram olduğunu ileri sürmek biraz garip olabilir. Yine de belirtmek isterim ki, bu benim şahsi görüşüm. Müfessirlerin bu ayet hakkındaki açıklamaları şu yönde; Hz. Peygamber’in peygamberlik görevi için bir karşılık talep etmiş olabileceği hatıra gelmemelidir. Resûlullah’a hitap eden âyetin anlatmak istediği şudur Sen onlardan bir ücret mi istiyorsun ki kendilerine Allah’ın âyetlerini okuduğunda dönüp gidiyorlar! Böyle bir durum yok; çünkü görevini yapmanın karşılığı olarak Allah seni daha iyisi ile arka arkaya ne güzel ya, aaa bu da çok güzel, ee bu da çok güzel diye diye okuduğum ayetler geldi. Mesela imtihanın güzelliğine bakın; ’Eğer onlara acıyıp da içinde bulundukları sıkıntıyı giderseydik, azgınlıklarında şaşkın şaşkın direnirlerdi. Andolsun, biz onları sıkıntıya düşürdük de yine Rablerine boyun eğmediler, tazarrû ve niyazda da bulunmadılar.’’ Rabbimizin kuluna sıkıntı vermesi kendine çağırmasıdır, sözünün ispatıdır bu ayet. Her gelen sıkıntıda çok şükür Rabbim bugün de beni unutmadı diye ağlayan teyzenin haklılığıdır. Bu ayet öyle güzel ki, insanın sıkıntısına şükrünü arttırır. Sonra sanatın güzelliğine bakın; “Allah’a aittir” diyecekler. “Öyle ise siz hiç düşünüp taşınmaz mısınız!” de. “Yedi kat göklerin Rabbi, azametli Arş’ın Rabbi kimdir?” diye sor. “Allah’ındır” diyecekler. “Şu halde siz Allah’tan korkmaz mısınız!” de. “Eğer biliyorsanız söyleyin, her şeyi kendisinin elinde olan, kendisi her şeyi koruyup kollayan, fakat kendisi korunmayan kimdir?” diye sor. “Allah’ındır ” diyecekler. “Öyle ise nasıl olup da aldatılıyorsunuz?” de.’’ Ayetlerde sürekli karşılıklı bir diyalog esas alınsa da, aslında benim dikkat çekmek istediğim nokta Kuran’ın sanat konusundaki güzelliği. Yoksa inkar edenlere karşı bu çıkışları daha önce defalarca okuduk. Sadece ben Edebiyatta öğrendiğim sanatları böyle Kuran’da görünce, bir de böyle kafiyeli gibi olunca iyice hoşuma gidiyor. Geçiyorum bir diğer ayete.“Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Surenin karşımıza çıkan bu duayı siz de benim gibi çok sevdiniz mi? Ne müthiş bir dua değil mi? Daha önce hiç dua ederken bu cümleyi kullanmış mıydınız? Bence artık kullanalım. Çünkü biz ne kadar iyi insanlar olursak olalım, ne karar alırsak alalım, kendimize ne kural koyarsak koyalım bir şekilde bir imtihanın tam orta yerinde buluyoruz kendimizi. Çünkü biz kendimizi değiştirsek de, insanlara müdahale edemiyoruz. Tüm ortamı değiştiremiyor, dünyayı tam anlamıyla güzelleştiremiyoruz. Hal böyle olunca, hayatı paylaştığımız diğer insanların öfkelerinden, nefretlerinden, imtihanlarından sıçrayanlarla bile günaha bulaşabiliyoruz. Hiçbiri olmasa, nefsimiz susmuyor. Şeytan susmuyor. İnsanlara karşı, olaylara karşı, hatta bazen Rabbimize karşı bile kışkırtıyor. Velev ki dik durduk, bu sefer de hayatımızdakileri kışkırttım bizi olaya bir şekilde dahil ediyor. İşte bu yüzden bu dua bizim için görünmez bir zırhtır. Bu ayetin sıcaklığı yeter bizim pas tutmuş yüreklerimizin korunmasına. Bu ayeti not edip, dualarımıza katmak yeter bir nebze olsun şeytandan uzak durmaya. Yarın değil, sonra değil, günü gelince değil, şimdi et duayı. Çünkü dua, bela gelmeden önce edilir. Bela geldikten yalnızca kısıma giriş yaparken bu kadar güzel ayetin sonu geldiği için de üzülmüyor değilim. Özellikle birazdan sur üflenecek, kıyamet kopacak, mahşer meydanı anlatılacak, ölülerin sınıflandırılması yapılacakken. Of of of. Düşüncesi bile ürpertiyor insanı. bir bakalım; ’Nihayet onlara ölüm geldiğinde, Rabbim beni geri gönder, boşa geçirdiğim dünyada iyi işler yapayım diyecekler. Hayır, onların söylediği boş laftan ibarettir.’’ “Onlar”dan maksat, özellikle öldükten sonra tekrar dirilmenin imkânsız olduğunu savunan inkarcılardır. Âyette, hayatları son bulup dünya ile ilgili bütün bağlan kopan, arzu ve tutkuları tükenen ve ancak bu noktada akıllan başlarına gelen inkarcıların ümitsizlikleri, tükenmişlikleri ve pişmanlıkları dile getirilmektedir. Fahreddin er-Râzî’ye göre böyleleri, ölümleri esnasında veya zayıf bir görüşe göre âhirette cehennemdeki yerlerini görünce, aslında geri dönüşün imkânsız olduğunu bilseler de sırf inkarcı olarak bu dünyadan göçmelerine üzülüp pişman oldukları İçin bu duygularını ve ümitsizliklerini ifade etmek üzere bu şekilde yakarırlar. Bir de bakalım; ’O vakit sur üfürüldü mü, artık aralarında o gün ne soy sop çekişmesi vardır, ne de birbirlerinden soruşturulacaklardır. O zaman kimin tartıları ağır gelirse, o kurtulur. Kimin tartıları hafif gelirse de onlar kendilerine yazık edenlerdir.’’ Bu durumda herkesin kurtuluşu, dünyada iken kendi iman ve iyi işleri sayesinde kazanmış olduğu sevapların miktarına bağlı olacak; Allah’ın huzurunda, O’nun yanılmaz adalet terazisinde tartıları yani sevapları ağır basanlar kurtuluşa erecek, tartılan hafif kalanlar da derin bir hüsrana uğrayacak, ebedî ve dehşetli bir azap sürecini yaşamak üzere cehenneme son paragrafta benim şu sure içinde en sevdiğim ayeti açıklayacağım. Bu ayeti hatırlamıyorsunuz biliyorum. Muhtemelen ben tırnak açıp alıntı yapana kadar da hatırlamayacaksınız. Oysa bu ayet, bu surenin özeti gibi. Ve en çok da hepimizin ’biz napıyoruz ya?’’ demesi için indirilmiş gibi; ’Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz?’’ Allah apaçık bir şekilde yüzümüze vuruyor ayeti. BEN SİZİ BOŞ YERE YARATMADIM! O halde neden yarattı? Biz bu nedenlerin kaçını yerine getiriyoruz? Ya da sahi kaçını biliyoruz? Kaçını hatırlıyoruz? En son gerçekte ne zaman kendimizi gerçek iman edenlerden hissettik? En son hangi namazda Kabeyi yaşadık? En son hangi ibadette cennet hayaline dalabildik? Bu sorulara cevap veren kardeşlerimin ellerinden öpüyorum. Rabbim sizin ihlasınıza zeval getirmesin, sizi Firdevs cennetinde olanlara katsın. Ve cevap veremeyenlerin de en kısa zamanda cevaplarına ulaşması için dua edeceğim. Ama onu içimden yapacağım. Ben duayı içimden yapsam da, sure son ayeti dua ile kapattığı için o da size gelmiş olacak; ’ Rabbim, bağışla ve merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.!’’Tefsir linki
Güncelleme Tarihi Haziran 29, 2021 1418Oluşturulma Tarihi Nisan 20, 2020 1627Mümin Suresi 56 ve 57. âyetler hariç Mekke döneminde inmiştir. 85 âyettir. Sûre, adını geçen “mü’min” kelimesinden almıştır. Mü’min inanan kimse demektir. Âyette sözü edilen mü’min, Firavun ailesinin; gizlice iman eden ve çevresindekileri hakka yönlendirmeye çalışan bir ferdidir. Ayrıca sûre, Allah’ın sıfatlarından biri olan ve 3. âyette geçen “ğâfir” kelimesinden dolayı “Ğâfîr sûresi” diye de anılmaktadır. “Ğâfir”, bağışlayan demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliğini gösteren bazı delillere yer verilerek kıyametle ilgili tasvirler yapılmaktadır. İşte, Diyanet bilgilerine göre Mü'min Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça OkunuşuMümin Suresi mushaftaki sıralamada kırkıncı, iniş sırasına göre altmışıncı sûredir. Zümer sûresinden sonra, Fussılet sûresinden önce Mekke’de inmiştir. “Hâ-mîm” diye başlayan ve arka arkaya gelen yedi sûrenin ilkidir. Sûre yaygın olarak iki isimle anılmaktadır. Bunlardan ilki olan “Mü’min”, Firavun ailesinden olup imanını saklayan kişiden söz eden 28. âyette; ikincisi ise “bağışlayan” anlamına gelen “Gåfir” olup yüce Allah’ın günahları bağışlamasından, tövbeleri kabul etmesinden söz eden 2. âyette geçmektedir .İşte, Diyanet bilgilerine göre Mü'min Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça OkunuşuMÜMİN SURESİ ANLAMI Mü’min sûresinde ağırlıklı olarak “Allah’ın âyetlerini tartışmaya kalkışanlar”dan, bu âyetlere karşı mücadele verenlerden söz edilmekte; genellikle Mekke putperestlerinin aristokrat tabakasından oluşan bu kesimin karakteri, genel tutumları ve amaçlarıyla görecekleri cezalar üzerinde durulmaktadır. Sûre, Allah’ın rahmetinin ve ilminin genişliği, kudretinin sınırsızlığı; ilâhî hakikatleri yalanlamaya kalkışanların cezaları ve pişmanlıkları, uhrevî yargılamanın adaletli oluşu gibi konulara dair açıklamalarla başlar. Hz. Mûsâ ile Firavun ve onu izleyenler arasında geçen mücadeleye değinilirken Mûsâ’nın dinine gizlice inanmış bir müminin inkârcılara yönelttiği anlamlı ve yararlı uyarılara yer verilir. Allah’tan başka ilâh bulunmadığı ve O’ndan başkası için yapılan ibadetlerin geçersiz olduğu, Allah’a şükretmekten yüz çevirenlerin bu yanlıştan dönmelerini sağlamak üzere onlara ilâhî nimetlerin hatırlatılması, öldükten sonra tekrar dirilmenin mümkün olduğunun kanıtlanması ve bu konuda insanların uyarılması, Allah Teâlâ’nın resulünü destekleyeceğine dair vaadi sûrenin başlıca konularındandır. Sûre, ellerinde fırsat varken gerçeği görüp Hz. Peygamber’in getirdiği açık seçik gerçekleri kabul edecekleri yerde, kendi temelsiz bilgilerine güvenerek kibre kapılıp inkâr yolunu seçenlerin ilâhî ceza ile yüzyüze geldiklerinde inanmalarının artık kendilerine fayda vermeyeceği uyarısında bulunan açıklamalarla son SURESİ FAZİLETLERİEbû Hüreyre’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber, Mü’min sûresinin ilk üç âyeti ile Âyetü’l-kürsî’yi Bakara 2/255 sabah akşam okuyan bir kimsenin bu sayede korunacağını ifade etmiştir Tirmizî, “Sevâbü’l-Kur’ân”, 2.MÜMİN SURESİ TÜRKÇE kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O' âyetleri hakkında inkâr edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni önce Nûh'un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, gördüler! Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, "Onlar cehennemliklerdir" sözü gerçekleşmiş taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar melekler Rablerini hamd ederek tespih ederler, O'na inanırlar ve inananlar için şöyle diyerek bağışlanma dilerler "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru."8."Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."9."Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır." edenler var ya, muhakkak onlara "Allah'ın size gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkar ederdiniz" diye da şöyle derler "Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi bu ateşten bir çıkış yolu var mı?"12."Bu, sizin tevhid çerçevesinde Allah'a çağrıldığında inkar etmeniz, O'na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük Allah'a aittir." size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O'na yönelen, düşünüp ibret halde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah'a has kılarak O'na ibadet dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arş'ın sahibidir. Buluşma günü hakkında insanları uyarmak için, irâdesiyle ilgili vahyi kullarından dilediğine, kendi gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk hükümranlık kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah' herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah hesabı çabuk olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, sanki gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini hak ve adâletle hükmeder. Allah'tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse sebebi şu idi Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkar ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O güçlüdür, cezası da çok ki biz Mûsâ'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Hâmân'a ve Kârûn'a3 gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" onlara tarafımızdan gerçeği getirince, "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa dedi ki "Bırakın beni Mûsâ'yı öldüreyim. Faydası olacaksa Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum." da, "Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."29."Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama başımıza geldiğinde bizi, Allah'ın azabından kim kurtarır?" Firavun, "Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum" etmiş olan adam dedi ki "Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah kullarına asla zulmetmek istemez."32, 33."Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız ve sizi Allah'ın azabından kurtaracak kimsenin olmayacağı o Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur." daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, "Allah ondan sonra aslâ peygamber göndermez" demiştiniz. İşte Allah aşırı giden şüpheci kimseleri böyle kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle dedi ki "Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Mûsâ'nın ilâhını görürüm! Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum." Böylece Firavun'a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı, tamamen sonuçsuz inanan kimse dedi ki "Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim."39."Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak geçici bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir."40."Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü'min olarak salih bir amel işlerse işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır."41."Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz."42."Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri ona ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana Allah'a çağırıyorum."43."Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah'adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir."44."Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah kullarını hakkıyla görendir." onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü bir ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun" içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, "Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?" taslayanlar ise şöyle derler "Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında böyle hüküm vermiştir." olanlar cehennem bekçilerine, "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün bizden azabı hafifletsin" bekçileri derler ki "Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?" Onlar, "Evet, getirmişti" derler. Bekçiler, "Öyleyse kendiniz yalvarın" derler. Şüphesiz kâfirlerin duası ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da biz Mûsâ'ya hidayet verdik. İsrailoğulları'na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı Tevrat'ı miras Muhammed! Sabret. Allah'ın va'di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu ile gören, îman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna şöyle dedi "Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir." içinde rahat edesiniz diye geceyi ve her şeyi gösterici aydınlık olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz? âyetlerini inkâr etmekte olanlar, işte böyle yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! diridir. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde sadece Allah'a itaat ederek samimi olarak O'na ibadet edin. Hamd, âlemlerin Rabbine ki "Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi." sizi önce topraktan, sonra az bir sudan meniden, sonra "alaka"dan4 yaratan, sonra sizi ana rahminden çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde ona sadece "ol" der, o da âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar? kitabı Kur'an'ı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler71, zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte onlara, "Allah'ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?" denilir. Onlar da, "Yüzüstü bırakıp bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz. taptıklarımız bir hiçmiş" derler. İşte Allah inkârcıları böyle sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden "Ebedî kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!" denir. sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de ya da göstermeden önce seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki ihtiyaçlara kendileri üzerinden ulaşasınız diye onları yaratmıştır. Onlarla ve gemilerle size âyetlerini gösteriyor. Allah'ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz? yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar ve onları alaya aldılar. Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini gördükleri zaman, "Yalnız Allah'a inandık; O'na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik" azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana SURESİ ARAPÇA ktabi minellahil azızil zembi ve kabilit tevbi şedıdil ıkabi zit tavl la ilahe illa hu ileyhil yücadilü fi ayatillahi illellezıne keferu fe la yağrurke tekallübühüm fil kablehüm kavmü nuhıv vel ahzabü mim ba'dihim ve hemmet küllü ümmetim bi rasulihim li ye'huzuhü ve cadelu bil batılı li yüdhüdu bihil hakka fe ehaztühüm fe keyfe kane kezalike hakkat kelimetü rabbike alellezıne keferu ennehüm ashabün yahmilunel arşe ve men havlehu yüsebbihune bi hamdi rabbihim ve yü'minune bihı ve yestağfirune lillezıne amenu rabbena vesı'te külle şey'ir rahmetev ve ılmen fağfir lillezıne tabu vettebeu sebıleke vekıhim azabel ve edhılhüm cennati adninilletı veadtehüm ve men salehü min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim inneke entel azızül seyyiat ve men tekıs seyyiati yevmeizin fe kad rahımteh ve zalike hüvel fevzül keferu yünadevne le maktüllahi ekberu mim maktiküm enfüseküm iz tüd'avne ilel imani fe rabbena emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa'terafna bi zünubina fe hel ila hurucim min bi ennehu iza düıyellahü vahdehu kefartüm ve iy yüşrük bihı tü'minu fel hukmü lillahül aliyyil yürıküm ayatihı ve yünezzilü leküm mines semai rizka ve ma yetezekkeru illa mey mhlisıyne lehüd dıne ve lev kerihel deracati zül arş yülkır ruha min emrihı ala mey yeşaü min ıbadihı li yünzira yevmet hüm barizun la yahfa alellahi minhüm şey' li menil mülkül yevm lillahil vahıdil tücza küllü mefsim bima kesebet La zulmel yevm innellahe serıul enzihüm yevmel azifeti izil kulubü ledel hanaciri kazımın ma liz zalimıne min hamımiv ve la şefııy yüta' hainetel a'yüni ve ma tuhfis yakdıy bil hakk vellezıne yed'une min dunihı la yakdune bi şey' innellahe hüves semıul ve lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne kanu min kablihim kanu hüm eşedde minhüm kuvvetev ve asaran fil erdı fe ehazehümüllahü bi zünubihim ve ma kane lehüm minellahi miv bi ennehüm kanet te'tıhim rusülühüm bil beyyinati fe keferu fe ehazehümüllah innehu kaviyyün şedıdül le kad erselna musa bi ayatina ve sültanim fir'avne ve hamane ve karune fe kalu sahırun lemma caehüm bil hakkı min ındina kaluktülu ebnaellezıne amenu meahu vestahyu nisaehüm ve ma keydül kafirıne illa fı kale fir'avnü zerunı aktül musa vel yed'u rabbeh innı ehafü ey yübeddile dıneküm ev ey yuzhira fil erdıl kale musa innı ustü bi rabbı ve rabbiküm min külli mütekebbiril la yü'minü bi yevmil kale racülüm mü'minüm min ali fir'avne yektümü ımanehu etaktülune racülen ey yekule rabbiyellahü ve kad caeküm bil beyyinati mir rabbiküm ve iy yekü sadikay yüsıbküm ba'dullezı yeıdüküm innellahe la yehdı men hüve müsrifün kavmi lekümül mülkül yevme zahirıne fil erdı fe mey yensuruna mim be'sillahi in caena kale fir'avnü ma ürıküm illa ma era ve ma ehdıküm illa sebıler kalellezı amene ya kavmi innı ehafü aleyküm misle yevmil de'bi kavmi nuhıv ve adiv ve semude vellezıne mim ba'dihim ve mellahü yürıdü zulmel lil ya kavmi innı ehafü aleyküm yevmet tüvellune müdbirın ma leküm minellahi min asım ve mey yudlilillahü fe ma lehu min le kad caeküm yusüfü min kablü bil beyyinati fe ma ziltüm fı şekkim mimma caeküm bih hatta iza heleke kultüm ley yeb'asellahü mim ba'dihı rasula kezalike yüdıllüllahü men hüve müsrifüm yücadilune fi ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm kebüra makten ındellahi ve ındellezıne amenu kezalike yatbeullahü ala külli kalbi mütekebbirin kale fir'avnü ya hamanübni lı sarhal le allı eblüğul semavati fe attalia ila ilahi müsa ve innı le ezunnühu kaziba ve kezalike züyyine li fir'avne suü amelihı ve sudde anis sebıl ve ma keydü fir'avne illa fı kalellezı amene ya kavmit tebiuni ehdiküm sebıler kavmi innema hazihil hayatüd dünya meta'uv ve innel ahırate hiye darul amile seyyieten fe la yücza illa misleha ve men amile salihüm min zekerin ev ünsa ve hüve mü'minün fe ülaike yedhulunel cennete yürzekune fıha bi ğayri ya kavmi malı ed'uküm ilen necati ve ted'unenı ilen li ekfüra billahi ve üşrike bihı ma leyse lı bihı ılmüv ve ene ed'uküm ilel azızil cerame ennema ted'unenı ileyhi leyse lehu da'vetün fid dünya ve la fil ahırati ve enne meraddena ilellahi ve ennel müsrifıne hüm ashabün setezkürune ma ekulü leküm ve üfevvidu emrı ilellah innellahe basıyrum bil vekahüllahü seyyiati ma mekeru ve haka bi ali fir'avne suül yu'radune aleyha ğudüvvev ve aşiyya ve yevme tekumüs saatü edhılu ale fir'avne eşeddel iz yetehaccune fin nari fe yekulud duafaü lillezınestekberu inna künnü leküm tebean fe hel entüm muğnune anna nasıybem minen nestekberu inna küllün fıha innellahe kad hakeme beynel kalellezıne fin nari li hazeneti cehennemed'u rabbeküm yühaffif anna yevmem minel eve lem tekü te'tıküm rusülüküm bil beyyinat kalu bela kalu fed' ve ma düaül kafirıne illa fı henensuru rusülena vellezıne amenu fil hayatid dünya ve yevme yekulül la yenfeuz zalimıne ma'ziratühüm ve lehümül la'netü ve hehüm suüd le kad ateyna musel hüda ve evrasna benı israilel ve zikra li ülil inne va'dellahi hakkuv vestağfir li zembike ve sebbıh bi hamdi rabbike bil aşiyyi vel yücadilune fı ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm in fı sudurihim illa kibrum ma hüm bi baligıyh festeız billah innehu hüves semıul halkus semavati vel erdı ekberu min halkın nasi ve lakinne ekserannasi la ya' ma yestevil a'ma vel besıyru vellezıne amenu ve amilus salihati ve lel müsi' kalılem ma saate le atiyetül la raybe fıha ve lakinne ekseran nasi la yü' kale rabbükümüd'unı estecib leküm innellezıne yestekbirune an ıbatetı seyedhulune cehenneme ceale lekümül leyle li teskünu fıhi ven nehara mübsıra innellahe le zu fadlin alen nasi ve lakinne ekseran nasi la rabbüküm haliku külli şey' la ilahe illa hüve fe enna tü' yü'feküllezıne kanu bi ayatillahi ceale lekümül erda kararav ves semae binaev ve savveraküm fe ahsene suveraküm ve razekaküm minet tayyibat zalikümüllahü rabbükam fe tebarakellahü rabbül hayyü la ilahe illa hüve fed'uhü muhlisıyne lehüd dın elhamdü lillahi rabbil innı nühıtü en a'büdellezıne ted'une min dunillahi lemma caeniyel beyyinatü mir rabbı ve ümirtü en üslime li rabbil halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme li teblüğu eşüddeküm sümme li tekunu şüyuha ve minküm mey yüteveffa min kablü ve li teblüğu ecelem müsemmev ve lealleküm ta' yuhyi ve yümıt fe iza kada emran fe innema yekulü lehu kün fe lem tera ilellezıne yücadilune fı ayatillah enna kezzebu bil kitabi ve bima erselna bihı rusülena fe sevfe ya' ağlalü fı a'nakıhim ves selasil hamımi sümme fin nari kıyle lehüm eyne ma küntüm dunillah kalu dallu anna bel lem nekün ned'u min kablü şey'a kezalike yüdıllüllahül bima küntüm tefrahune fil erdı bi ğayril hakkı ve bima küntüm ebvabe cehenneme halidıne fıha fe bi'se mesvel inne va'dellahi hakk fe imma nüriyenneke ba'dallezı neıdühüm ev neteveffeyenneke fe ileyna le kad erselna rusülem min kablike minhüm men kasasna aleyke ve minhüm mel lem naksus aleyk ve ma kane li rasulin ey ye'tiye bi ayetin illa bi iznillah fe iza cae emrallahi kudiye bil hakkı ve hasira hünalikel ceale lekümül en'ame li terkebu minha ve minha te' leküm fiha menafiu ve li teblüğu aleyha haceten fı suduriküm ve aleyha ve alel fülki yürıküm ayatihı fe eyye ayatillahi fe lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne min kablihim kanu eksera minhüm ve eşedde kuvvetev ve asaran fil erdı fe ma ağna anhüm ma kanu caethüm rusülühüm bil beyyinati ferihu bima ındehüm minel ılmi ve haka biham ma kanu bihı raev be'sena kalu amenna billahi vahdehu ve kefarna bima künna bihı lem yekü yenfeuhüm ımanühüm lemma raev be'sena sünnetellahiletı kad halet fı ıbadih ve hasira hünalikel kafirunMÜMİN SURESİNİN ARAPÇA OKUNUŞUNUN DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZMÜMİN SURESİ TEFSİRİMekke döneminde nâzil olmuştur. Seksen beş âyettir. Sûre Firavun’un ailesine mensup olan mümin bir kişiden bahsedildiği için bu adı almıştır. Mukattaa harflerinden “hâ mîm”lerle başlayıp ardarda devam eden yedi sûrenin ilkidir. Üçüncü âyetinde Allah’ı niteleyen iki kavramdan hareketle Gāfir ve Tavl sûresi olarak da adlandırılır. Fâsılası ب، د، ر، ع، ق، ل، م، ن sûresinin temel konusunun İslâm’a karşı direnmeyip ona samimiyetle bağlanmaya davet etmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Sûrede bunun için insanlara bahşedilen imkân ve nimetler, âhirette iyilerle kötülerin karşılaşacağı hayat tarzı, insanlık tarihinde imanla küfür arasındaki mücadele vb. konular ibret amacıyla zikredilir. Sûrenin ilk üç âyetinde Allah’ın mutlak kudret ve ilim sahibi, günahları bağışlayan, tövbeleri kabul eden, kötüleri şiddetle cezalandıran, iyilere lutuf ve ihsanda bulunan tek ilâh olduğu ve herkesin mutlaka O’nun huzuruna çıkıp hesap vereceği ifade edilir. Bundan sonraki muhtevayı iki bölüm halinde ele almak mümkündür. Birinci bölümde, Hz. Nûh’un kavmi ve ardından gelen diğer inkârcı grupların dünya ve âhiretteki âkıbetlerinden söz edildikten sonra azap haberi veren âyetlerin yanında ilâhî rahmet ve cennetten bahsedilmiş, kâfir ve zalimlerin hesap gününde ve cehennemdeki durumlarına temas edilmiştir âyet 5-22. Daha sonra Mûsâ-Firavun mücadelesine yer verilmiş, bu arada Firavun ailesinden olup imanını gizlemiş olan bir müminin aklıselime ve temiz fıtrata hitap eden konuşmaları aktarılmış, fakat Firavun ve hânedanının bunların hiçbirini benimsemediği için kötü âkıbete uğratıldığı ve akşam sabah ateşe arzedilmek suretiyle cezalandırıldığı bildirilmiştir âyet 23-46. Ardından cehennem ehlinden olup dünya hayatında başkalarının etkisi altında kalanlarla onları etkileyip felâkete sürükleyen gruplar arasında âhirette ortaya çıkacak tartışmalara temas edilmiş ve her iki tarafın azaplarının bir gün bile hafifletilmeyeceği belirtilmiştir âyet 47-50.Sûrenin ikinci bölümü Cenâb-ı Hakk’ın peygamberlere ve onlara iman edenlere dünya hayatında zafer vereceğini, ebediyet âleminde de kendilerini mutlu kılacağını, zalimlere ise lânet edileceğini ve onlar için kötü bir mekân hazırlanacağını ifade eden âyetlerle başlar; Allah’ın âyetlerine karşı direnenlerin hayal ürünü bir kibre kapıldıkları anlatılır âyet 51-61. İlâhî nimetlerden olmak üzere insanlara tabiat içinde verilen üstün konum ve lutfedilen imkânların bir kısmına temas edilir. Ardından yine ilâhî âyetlere karşı gelenlerin cehennemdeki acıklı durumları anlatılır âyet 62-76. Daha sonra geçmiş peygamberlerin hak dine davet ettikleri çeşitli kavimlerin kendi bilgilerine güvenerek onları alaya aldıkları bildirilir. Ancak bu kavimler, çok güçlü oldukları halde Allah’ın tertip ettiği dünyevî ceza ile karşılaşıp son nefesleri yaklaşınca iman ettiklerini söylemişlerse de bu iman onlara hiçbir fayda sağlamamış ve helâk olmaktan kurtulamamışlardır âyet 77-85.Mü’min sûresinde insanlar dine davet edilirken iki noktanın öne çıktığı görülmektedir. Bunlardan biri, Allah’ın âyetlerine karşı mücadeleye girişenlerin servet ve iktidar sahibi, kibirli, zorba ve şımarık kimseler olduğunun bildirilmesidir. İkincisi Hz. Peygamber ve müminlerden her durumda sabır göstermeleri, Allah’tan af dilemeleri, içten gelen duygularla O’na dua etmeleri, Allah’a teslim olmaları, dünyada elde edilebilecek zafer ve muvaffakiyeti Allah’a bırakmalarının istenmesidir. Birinci nokta inkârcı zalimlerin ruhî portresinin tesbiti, ikincisi de inanmış zümrenin davet ve irşad görevinde bağlı kalacağı ilkelerin bilinmesi açısından büyük önem faziletiyle ilgili olarak Ebû Hüreyre’den rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur “Âyetü’l-kürsî ve Mü’min sûresinin ilk üç âyetini sabahleyin okuyan kimse akşama kadar, akşam okuyan kimse sabaha kadar korunmuş olur” Şevkânî, IV, 480. Mü’min sûresi üzerine yapılmış çalışmalar arasında Hâdim müftüsü Abdullah Hâdimî’nin Tefsîru sûreti’l-Müǿmin Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 544, vr. 125-128 ve Mustafa Abdüsselâm Mahmûd’un el-Mededü’l-vâfir fî tefsîri Ġāfir Kahire 1988 adlı eserleri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ
mü min suresi 115 ayet meali